Benim de taraftarı olduğum GS’nin eski futbolcusu Hasan Şaş veciz(!) bir laf etmiş: "Karataş'ta 60 km sahil var. Ama iki tane caretta kaplumbağası doğuracak diye burada hiçbir şey yapılmasına izin verilmiyor. Bir beş yıldızlı otel yapılsa en az 500 kişi işe girer.”
Benzer bir tartışma Patara’da yapılması arzulanan 400 villa için de yapılıyor. Villa yapacak kooperatiflerden birisinin başkanı “biz kendi mülkiyetimizde olan araziye 27 konut yapacağız. Gerekli müracaatları yaptık, izinleri aldık. Belediye bize ruhsat verdi. Burada ters ya da yasadışı bir durum yok. Amacımız doğanın katledilmesi değil. Ağaç kesilecekse mecburiyetten kesilecek. Üstelik en iyi koruma insanın yapacağı korumadır.” diyor.
Başkanın mantığı şöyle işlemiyor: “villalar yapılmaz ise ağaçlar kesilmeyecek”. Çünkü, önceliği villa yapılması. Doğanın korunması değil. Ayrıca, Patara’nın ev sahiplerinden sayılması gereken carettalar insanlar gibi kendi çıkarlarını koruyamadıklarından yok olabilirler. Bunun yanısıra, Likya’nın başkenti olan Patara’nın sahip olduğu tarihi doku da zarar görecek. İnsanın yapacağı koruma kendisini koruyabiliyor. Ancak, tabiat ve tarih insan kadar becerikli değil. Çünkü kendilerini insana karşı koruyamıyorlar.
Hasan Şaş benzeri yatırımcılar için ne gam. Yatırım yapılacak. Yatırımcılar çok para kazanacak. İstihdam yaratılacak. Turizm gelirleri artacak. Falan. “Türk tipi kapitalizm” demem tam da bu noktada anlam kazanıyor.
AB Kamu Alımları Kurallarını Basitleştiriyor
AB ülkelerinde kamu alımlarının GSMH içerisindeki payı yaklaşık % 17’dir. Kamu İhale Kurumu istatistiklerine göre Türkiye’de bu oran yaklaşık %10. Aradaki yedi puanlık fark Türkiye’de devletin daha az para harcamasından kaynaklanmıyor. Bu fark önemli ölçüde, aslında 4734 sayılı Kanun kapsamında harcanması gereken kamu fonlarının, bu kanundan istisna tutularak harcanmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye’de pek çok kamu kurumu satın almalarını 4734 sayılı Kamu İhale Kanunundan istisna tutmak istiyor. Çünkü paralarını (kamu kaynaklarını) 4734 sayılı Kanunun sıkı usul kurallarına göre harcamak istemiyorlar.
Türkiye’de Kamu İhale Kanunundaki çok sayıda istisnayı, saydamlık, rekabet ve hesap verebilirlikten kaçış yönünde yorumlayanlar da bulunmaktadır. Örneğin, 1.7.2009 tarihinde TEPAV’da yapılan bir toplantıda yaptığı sunumda Kamu İhale Kurumu başkanı “İhale Kanunundan istisna edilmeyi haklı kılacak kamu alımlarının (ulusal güvenlik ve işin aciliyeti gibi) tespitinde çok hassas olunması” gerektiğini, çünkü “kamu alımlarının, israf ve yolsuzluğa karşı en hassas kamu faaliyeti” olduğunu belirtmektedir. Bu görüşe katılmakla beraber, ben konunun bir başka boyutuna dikkat çekmek istiyorum.
Türkiye’de Kamu İhale Kanunundaki çok sayıda istisnayı, saydamlık, rekabet ve hesap verebilirlikten kaçış yönünde yorumlayanlar da bulunmaktadır. Örneğin, 1.7.2009 tarihinde TEPAV’da yapılan bir toplantıda yaptığı sunumda Kamu İhale Kurumu başkanı “İhale Kanunundan istisna edilmeyi haklı kılacak kamu alımlarının (ulusal güvenlik ve işin aciliyeti gibi) tespitinde çok hassas olunması” gerektiğini, çünkü “kamu alımlarının, israf ve yolsuzluğa karşı en hassas kamu faaliyeti” olduğunu belirtmektedir. Bu görüşe katılmakla beraber, ben konunun bir başka boyutuna dikkat çekmek istiyorum.
Dünya Gıda Fiyatlarında Gelişmelerin Türkiye Ekonomisine Olası -Olumsuz- Etkileri
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı (Food and Agriculture Organization of the United Nations) geçen hafta 2010 yılı sonu itibariyle Dünya Gıda Fiyatı Endeksini yayınladı (aşağıdaki resmi büyütmek için üzerini tıklatınız).
Kamu Alımlarında Offset Örneği: THY’nin Uçak Alımları
Uluslararası uygulamalarda ithalatçı ülkeler yerel kalkınmayı destelemek veya ödemeler dengesi açıklarından kaçınmak amacıyla ihracatçı şirketlerden yerli içerik kullanımı, teknoloji transferi, yatırım, karşı ticaret ve benzeri offset taahhütleri isteyebilmektedirler. Offsetler, vergi düzenlemeleri, yatırım/ihracat teşvikleri ve ithalat kotaları gibi fiyat mekanizmasının serbestçe işleyişine yönelik formel kamu müdahaleleridir.
Diğer kamu müdahalelerinde olduğu gibi kamu alımlarındaki offset uygulamalarının da fiyat mekanizmasından beklenen etkinliğe zarar vermeleri büyük ihtimaldir. Buna karşın, savunma sanayi, ulaştırma ve haberleşme gibi büyük kamu alımlarında idareler/devletler ithalat yaptıkları firmalara ekstra ve formel offset yükümlülükleri getirebilmektedir. Buradaki temel rasyonel, ithalatçı devletlerin pazarlık güçlerini; büyük tedarikçi firmaların olası monopolcü kârlarının bir kısmını ülke içerisinde tutmak amacıyla kullanmasıdır.
2010 yılının son aylarında tüm dünyayı sarsan WikiLeaks offset konusunda aslında bilinen, ama açıkça dokümante edilemeyen enformel offset uygulamalarını gösteren bir takım belgeleri de sızdırdı.
Diğer kamu müdahalelerinde olduğu gibi kamu alımlarındaki offset uygulamalarının da fiyat mekanizmasından beklenen etkinliğe zarar vermeleri büyük ihtimaldir. Buna karşın, savunma sanayi, ulaştırma ve haberleşme gibi büyük kamu alımlarında idareler/devletler ithalat yaptıkları firmalara ekstra ve formel offset yükümlülükleri getirebilmektedir. Buradaki temel rasyonel, ithalatçı devletlerin pazarlık güçlerini; büyük tedarikçi firmaların olası monopolcü kârlarının bir kısmını ülke içerisinde tutmak amacıyla kullanmasıdır.
2010 yılının son aylarında tüm dünyayı sarsan WikiLeaks offset konusunda aslında bilinen, ama açıkça dokümante edilemeyen enformel offset uygulamalarını gösteren bir takım belgeleri de sızdırdı.
Rekabet Analizlerinde Hukuk-İktisat İlişkisi Yeniden
Rekabet iktisat teorisinin merkezinde yer almasına karşın, anlamı işleyişi ve iktisadi büyümeye olan katkısı konusunda akademisyenler, karar alıcılar, bürokratlar ve iş adamları arasında önemli ölçüde görüş farklılıkları bulunmaktadır. Daha da ötesi, Türkiye gibi gelişen ülkelerde rekabet iktisadi bir sorunsaldan ziyade hukuki bir konu olarak ele alınmaktadır. Bunun bir yansıması olarak “rekabet dersleri” üniversitelerin iktisat bölümlerinde ihmal edilirken, hukuk bölümlerinde giderek öne çıkmaktadır. Mikro temelli rekabet ve regülasyon haberleri/analizleri gazetelerde çok az yer alırken, faiz, döviz kuru, enflasyon, istihdam ve dış ticaret gibi makro temelli konulara çarşaf çarşaf yer verilmektedir. Bütün bunların bir sonucu olsa gerek, Rekabet Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu gibi idarelerin yaptıkları işler de ağırlıklı olarak hukuki bir sorun gibi algılanmaktadır. Bir başka görüşe göre de bu kurumların varlığı ve işleyişi AB’nin ilgili "hukukunun" Türkiye’ye uyarlanmasıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)