Rekabet Hukukunun Sözlü Tarihi (Aslında Ne Oldu) Toplantısı

      3 Haziran Cuma Günü Rekabet Kurulu Üyesi Mehmet Akif Ersin’in Emekliliği dolayısıyla Banka ve Ticaret Hukuku Enstitüsü’nde “17. Yılında, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun Sözlü Tarihi” temalı bir konferans yapıldı. Konuşmacılar 1970’li yıllardan beri rekabet kanununun çıkarılması ve uygulanması aşamasında yaşananları samimi bir üslupla ve doyurucu biçimde açıkladılar. Bir kısmını birinci elden, bir kısmını dolaylı olarak bildiğim ve önemli bir kısmını da ilk defa duyduğum bu bilgilerden şahsen ben çok faydalandım. Kaçıranlar adına da üzüldüm. Resmi gazetede yayımlanan mevzuat, atamalar ve kararlar, her dediği doğru olan ama her doğruyu söylemeyen faaliyet raporları ve esasa pek girmeyen yargı kararları üzerinden rekabet hukuku ve kurumu hakkında derinlemesine bir değerlendirme yapmak yanıltıcı oluyor. Konferans konuşmacılarının rekabet hukuku uygulamaları konusunda yaptıkları açıklamalar; rekabet mevzuatının önünde arkasında, yanında yakınında “aslında ne oldu”yu daha iyi anlamama yardımcı oldu. Bu nedenle konferansı organize edenlere çok teşekkür ediyorum.

Bankacılık Sisteminde Rekabet ve İstikrar İkilemi

      Piyasalarda artan rekabetin kaynak dağılımında ve üretimde etkinliği artıracağı ve yeniliği özendireceği genellikle kabul gören bir görüştür. Ancak, söz bankacılık sistemine geldiğinde artan rekabetin sektörde istikrarsızlığı tetikleyeceğinden korkulmaktadır. Bu görüşe Türk bankacıları da katılmaktadır. Karşı görüş ise sistemde gelişen rekabet nedeniyle artan etkinliğin, bankaların ödeme gücünü ve dolayısıyla sistemde istikrarı geliştireceğini savunmaktadır. Ampirik çalışmalarda teorik olarak kuvvetli biçimde savunulan bu iki farklı görüşe ilişkin baskın bir kanıt sağlanamamaktadır. Çalışmanın yapıldığı bölgeye, ülkeye ve zamana göre iki görüşü de destekleyen farklı sayısal sonuçlar elde edilmektedir.
     Akademik alanda 2000'li yılların bu popüler tartışma konusu aynı zamanda benim de doktora tezimin konusunu oluşturdu. Tez çalışmamda 1990-2003 arasında Türk bankacılık sisteminde rekabet ve istikrar(sızlık) arasındaki ilişkinin yönünü ve boyutunu inceledim, ancak net bir bulgu elde edemedim.

Demiryolu Ulaştırması Teşvik Edilmeli mi? Nasıl?

      27 Mayıs 2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2011/1795 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına (BKK)göre 40 güzergahtaki yolcu trenlerinin işletilmesi ve Van Gölü Feribot İşletmeciliğinin yapılmasında  Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD) görevli olacaktır. TCDD tarafından listede yer alan trenlerin işletilmesinden ve Van Gölü Feribot İşletmeciliğinin yapılmasından doğan zararlar, görev zararı sayılacak ve Hazine Müsteşarlığınca karşılanacaktır. Görevlendirme sonucunda; her yıl TCDD’nin bir önceki yıl kesinleşmiş olan muhasebe ve üretim kayıtlarına göre hesaplanacak görev zararı; TCDD tarafından yapılacak ödeme talebine istinaden, Hazine Müsteşarlığı bütçesinde öngörülen ödenek ve nakit planı çerçevesinde gider kaydedilerek ödenecektir. Rekabet jargonunda TCDD’ye ödenecek bu görev zararı sermaye desteği formatında bir devlet yardımıdır/teşviktir.
      Demiryolu ulaştırması etkin, temiz ve güvenli bir yolcu ve yük taşıması için oldukça önemlidir. Belirli şehirleri ve bölgeleri olumsuz etkileyen trafik yoğunluğu, iklim değişikliğinin getirdiği sorunlar ve petrol fiyatlarındaki artışlar demiryolu ulaştırmasının önemini daha da artırmaktadır. Bu nedenle de demiryolu ulaştırmasının geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir. Karar bu haliyle  doğru yöndedir.

Elektrik Tarifelerinde Konut,Ticarethane ve Sanayi Farkı ve Ekonominin Rekabet Gücü

      Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) İstişare ve Değerlendirme Toplantısında, TESK Genel Başkanı Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da faaliyet gösteren esnafın kullandığı elektriğin işyeri tarifesine göre değil, konut tarifesine göre faturalandırılmasını talep etmiş.
      TEDAŞ'ın Nisan/2011yılı elektrik tarifelerine göre sanayi, konut ve ticarethanelerde tek zamanlı elektrik kullanım tarifeleri sırasıyla  20, 22 ve 25 kr/kWh'dır. Ticarethanelerde kullanılan elektriğin tarifesi konutlara göre % 17 daha fazladır. Başkanın talebi gerçekleşirse anılan bölgelerdeki esnafın kullandığı elektriğin tarifesi bu oranda düşecektir.
      Ben konunun başka bir yönüne değinmek istiyorum. Bu tarifeler çerçevesinde konutta kullanılan elektriğin tarifesi sanayidekinden % 11 daha fazladır. Diğer bir deyişle sanayi elektriğinin tarifesi konut tarifesinin % 90'dır.
      Sanayi elektriğinin tarifesinin konutlarınkinden daha düşük olması iktisaden rasyoneldir ve uluslararası uygulamalarda da karşılığı bulunmaktadır. Çünkü sanayide  kullanılan yüksek hacimli elektrik dağıtım şirketlerinin ölçek tasarruflarını artırmaktadır. Dağıtım şirketleri konuta ve sanayiye elektrik taşımak için hemen hemen aynı yatırımı yapmaktadır. Ancak, tüketim, gelir ve kâr açısından bakıldığında sanayiden daha fazla fayda sağlamaktadırlar. Bu nedenle de sanayiye (konuta) daha ucuza (pahalıya) elektrik tedarik etmektedirler.
      Buradaki kritik soru(n) sanayiye elektriğin ne kadar daha ucuza satılacağıdır. Daha ucuz kavramı hem nominal tarifeleri, hem de sanayi/konut tarife oranını içermektedir. Aşağıdaki grafikte seçilmiş ülkelerde sanayi ve konutta uygulanan elektrik tarifeleri yer almaktadır (grafiği büyütmek için üzerini tıklatınız).

Çevre ve Tarih Duyarlılığı Modern Kentleşmeye Engel Olur mu?

     Yaklaşık 2 bin yıllık tarihe sahip, termal sularının hidroterapiyle tedaviye yaradığına inanılan, İzmir'in Bergama İlçesi'ndeki Allianoi Antik kenti, Yortanlı Barajı projesi nedeniyle sular altında kalıyor. Benzer biçimde Ilısu Barajı nedeniyle tarihi Hasankey’in sular altında kalması söz konusu. Aktivistler Hasankeyf ve Allianoi’nin kurtarılması için çaba harcarken, yetkililer yatırım ve kalkınma önceliği nedeniyle bu karşı çıkışları eleştiriyor. İstanbul’da Marmaray Projesi çalışmaları yürütülürken Yenikapı’da 8.500 yıl öncesine ait antik kalıntılar bulundu. İstanbul’un tarihinin 1.500 yıl daha eskiye gittiğini gösteren bu kalıntıları korumak için yürütülen faaliyetler, İstanbul trafiğinin yükünü hafifletecek Marmaray projesi çalışmalarını geciktiriyor gerekçesiyle eleştiriliyor. Çevreciler hidroelektrik santraların doğayı tahrip edeceği endişesiyle “Anadolu’yu Vermeyeceğiz” yürüyüşü düzenliyor. Buna karşın, “iki tane caretta kaplumbağası doğuracak diye” sit alanı ilan edilen sahillerde otel yapamamaktan şikayetçi olanlar var.
       Bu tartışmalarda bir grup doğanın ve tarihi mirasın korunmasına hassasiyet gösterirken, diğer grup yatırım, istihdam, ulaşım, kalkınma ve modern kentleşme gibi unsurlara öncelik vermektedir.
       Aslında bu tür tartışmalar dünyanın başka bölgelerinde de yoğun biçimde yaşanmaktadır.
       2003 yılında vefat eden Amerika’lı televizyon gazetecisi David Brinkley “Everyone Is Entitled to My Opinion” isimli kitabında, İngiltere’de küçük bir kasabada bizdekine benzer bir tartışmanın ele alınış ve sonuçlandırılış biçimini şu şekilde anlatıyor (s. 114).