Kamu İhale Kanunundaki istisnaların serencamı

     Mart ayında açıklanan Ekonomi Reformları Programında yer alan reform alanlarından birisi de kamu alım ihaleleridir. Hazine ve Maliye Bakanlığının (HMB) bu programa göre hazırladığı Eylem Planına göre gerekli değişiklikler 2021 yılı sonuna kadar gerçekleştirilecektir. HMB, Kamu İhale Kanununa (KİK) ilişkin teknik bir çalışma dokümanı hazırladı ve görüş toplamak amacıyla ilgili kurumlara ve sivil toplum örgütlerine gönderdi.
     Öncelikle belirteyim, bu gelişme olumlu bir adım. Dilerim sonu da olumlu gelir.
     KİK, Avrupa Birliği (AB) ile sürdürülen üyelik müzakerelerinin de bir gereği olarak 2002 yılında çıkarıldı ve 2003 yılı başında yürüklüğe girdi. O günden bugüne Kanunda 200’e yakın değişiklik yapıldı. Bu değişiklikler sayesinde, şeffaflık, rekabet ve verimlilik adına 2002 yılında elde edilen kazanımlar önemli ölçüde kaybedildi.
     Bakanlığın KİK’te yapmayı öngördüğü değişikliklere, özellikle istisnalar açısından gelin bir bakalım.

Mega projelerdeki gelir garantilerinin gelir dağılımını bozucu etkileri

     Kamu Özel İşbirliği yöntemi ile yaptırılan ulaştırma mega projeleri, salgın dönemindeki kapanmalar nedeniyle kullanılamıyor. İdareler sözleşmede garanti edilen gelirleri, görevli şirketlere eksiksiz ödüyorlar.
     Karayolu ulaştırması projelerinde gelir garantileri, sözleşmede belirlenen ücret ve araç sayısı üzerinden verilmektedir. Ücret proje kredisinin alındığı para cinsinin ülkesindeki enflasyon oranına göre artırılmaktadır. Örneğin, kredi dolar üzerinden alındıysa, hesaplamada ABD’deki enflasyon oranı kullanılmaktadır.
     Havalimanı projelerinde gelir garantisi yine ücret ve iç/dış hat giden yolcu sayılarına göre hesaplanmaktadır.  
     Bu garantiler sözleşme süresince ödenmektedir. Sözleşme süreleri projelere göre değişmektedir. Örneğin, sözleşme süreleri Zafer Havalimanında 29 yıl 11 ay ve Gebze-İzmir ile Ankara-Niğde otoyollarında 15 yıl 4 aydır.
     Şehir hastanelerinde ise kullanım bedeli ve hizmet bedeli olarak iki ayrı ödeme yapılmaktadır.   Sözleşme süreleri 25 yıldır.
     Gelir garantileri, ihalelere katılımı artırmak ve krediye erişimi kolaylaştırmak amacıyla verilmektedir.
     Projeler ihtiyaca göre seçilir ve ücretler de ödenebilir seviyelerde belirlenirse, altyapı projeleri sosyal refaha katkı sağlar. Bunun için de fizibilite çalışmalarında ihtiyaç ve ödenebilirlik analizlerinin yapılması gerekmektedir.
     Resmi raporlardan öğreniyoruz ki Türkiye’de ihtiyaçtan projeye değil, siyasi talepler doğrultusunda projeden ihtiyaca gidildiğinden; fizibilite çalışmaları eksik, hatalı ve manipülatif bir biçimde yapılıyormuş.
     İhtiyaca göre yapılmayan projeler, tam kapasitede de kullanılamayacağından sosyal refaha zarar verir. Çünkü iktisat her tercihin, aynı zamanda bir vazgeçiş olduğunu söyler.
     Mega projeler uğruna, nelerden vazgeçtiğimize gelin bir bakalım.

Eriyen Merkez Bankası rezervleri ve kamu yönetiminde hesap verebilirlik

     Bu haftanın tartışmalı konularından birisi de Merkez Bankasının eriyen 128 milyar dolarlık rezerviydi. İktisatçılar resmi verileri yorumlayarak, kuru baskılamak için Banka’nın 2019 yılı başından beri “arka kapıdan” döviz sattığını yazıyordu (“arka kapı” deyiminin telifi Uğur Gürses’e aittir).
     Yeteri kadar yazıldığı için konunun detaylarına girmeyeceğim. Şu kadarını söyleyeyim. Banka rezervlerini Hazineye, Hazine kamu bankalarına aktarmış. Kamu bankaları ise kuru baskılamak adına piyasaya satmış. Bankanın swap hariç net uluslararası rezervi eksi 61 milyar dolara düşmüş.
     Dolar kurunun, faizlerin ve enflasyonun bugünkü geldiği yüksek seviyeler bu politikanın başarısız olduğunu gösteriyor. Yani yağmurlu günlerde şemsiye işlevi görsün diye, yılların çabasıyla biriktirilen döviz rezervleri anlamsız biçimde kaybedilmiş.

     Gelin biz konuya hesap verebilirlik açısından bakalım.

Harcamaları ayarlama enstitüsü

     Başlığı, Türk edebiyatında kurgusu en iyi romanlarından birisi olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’den aldım.
     Roman, doğu ve batı uygarlığı arasında bocalayan Türkiye’yi anlatırken saatleri ayarlayan bir enstitünün kurulmasını da metafor olarak kullanır.  Roman kahramanı Halit Ayarcı, kendisine ve yakınlarına iş yaratmak amacıyla saatleri ayarlamak için belediyeye bağlı bir kurum kurar. Kurum önce daire başkanlığı olarak küçük bir mekânda kurulur. Sonra, enstitü olarak büyük bir binaya taşınır. Kadrolaşmada temel ilke şu şekilde belirlenir: “memurlarımızdan yarısı, kendi akraba ve yakınlarımız olacak. Yarısı da dışarıdan güvendiğimiz yüksek insanların tavsiye ettiklerinden.” (Bu ilke bir yerlerden tanıdık geliyor mu?).
     Roman kahramanı Hayri İrdal “bir işim vardı, fakat yapacağım bir iş yoktu” der.
     Tanpınar’ın bu dev klasik romanını niye hatırladım, anlatayım.

Mega projelerdeki garantilerin gösteril(e)memesi

     Hafta içinde, şehir hastanelerine yapılan ödemelerin gizlendiğine ilişkin haberler çıktı. Sağlık Bakanlığı, 2021 yılı öncesinde internet sayfasından aylık olarak bütçe gerçekleşmelerini açıklıyordu. Ödemeler şehir hastanelerinde yapılan kira ve hizmet bedeli şeklinde iki başlık altında gösteriliyordu. Artık yapılan ödemeleri bu başlıklar altında görmüyoruz.
     Gelin, nereden nereye ve nasıl geldiğimize birlikte bakalım.

Kanal İstanbul’un soru(n)ları

     Ever Green gemisinin şiddetli rüzgâr ve kullanım hatası nedeniyle Süveyş Kanalı’nda karaya oturması, Kanal İstanbul’un risklerini tekrar gündeme getirdi. Süveyş Kanalı’nın derinliği 24 m, yüzeydeki genişliği 313 m, 11 m derinlikteki genişlik ise 205/225 metredir.
     Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporuna göre Kanal İstanbul’un derinliği 20,75 m ve en dar yerinde genişliği 275 m olacaktır.
     Gemi kazası riski yüksek bulunan İstanbul Boğazı’nın en dar yerinde genişliği 698 m ve derinliği de 120 metredir.
     Bu bilgiler çerçevesinde öncelikle şu iki sorunun sorulması meşrudur ve uzmanlar da bunları soruyorlar zaten:

  • Benzeri bir kaza, derinliği ve genişliği Süveyş Kanalı’na benzeyen İstanbul Kanalı’nda da neden olmasın?
  • Genişliği 698 m olan İstanbul Boğazı kaza riskine açıksa,  275 m genişliğindeki Kanal’da kaza riski çok daha yüksek değil midir?

     Bu tür soruları ve Kanal’ın çevre dâhil diğer olası zararlarını konunun uzmanlarına bırakalım ve biz konuyu projecilik boyutuyla ele alalım.

Yap-İşlet-Devret projelerinde borç üstlenim taahhüdü mekanizması

     20 Mart 2021 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7297 sayılı Kanunla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına bağlı özel bütçeli kamu idareleri tarafından imzalanacak borç üstlenim anlaşmalarına, ilgili idarenin borç üstlenim anlaşmasından kaynaklanan yükümlülüklerinin yerine getirilmesini sağlayacak şekilde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın da taraf olmasına imkân sağlandı.
     Düzenleme geriye yürütülerek 15 Mart 2020 tarihinden sonra ihalesi yapılmış, ancak 21 Mart 2021 tarihine kadar henüz uygulama sözleşmesi imzalanmamış, yurt dışından finanse edilmesi planlanan YİD sözleşmeleri de kapsama alındı.
     Özellikle sosyal medyada bu düzenleme, hatalı biçimde, Kanal İstanbul’a hazine garantisi getirildi şeklinde değerlendirildi.
     Gelin biz işin doğrusuna bakalım.

Havalimanlarında kira indirimleri

     Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) 19 Şubat tarihinde “Salgın Döneminde Tüm Sektörlerimizde Olduğu Gibi Havacılık Sektörümüzün de Yanındayız” başlığıyla bir açıklama yaptı.
     “DHMİ Genel Müdürlüğü tarafından işletilen havalimanlarında; Havayolu, Yer Hizmet Kuruluşları ve ticari hacim işleten kiracılar için pandemi nedeniyle 2020 yılı içerisinde düzenlenen ve vadesi 31.01.2021 tarihine ötelenen kira bedeli faturalarına ait tutarlar iptal edilirken; 2021-2022 dönemine ait kira bedellerine 2 yıl boyunca yüzde 50 indirimli uygulanacak.”
     Gelin bu açıklamayı beraber okuyalım.

Yap-İşlet-devret köprülerinde vergi mükelleflerinin çekeceği zam yükü

     Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) 31 Aralık 2020 tarihinde Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprülerine (YSS) zam yaptı.
     Osmangazi köprüsünün geçiş ücreti 117,9 TL’den 147,5 TL’ye ve YSS köprüsünün ücreti de 21,9 TL’den 27,5 TL’ye zamlandı (Tablo 1). Köprü zamları kamuoyunda tepkiyle karşılandı.
     Bu zamları ben nasıl gördüm, gelin bir bakalım.

Kurtköy-Akyazı Otoyolu Projesinde sağlanan gelir garantisi

     Projenin Kurtköy-Akyazı arası 19 Aralık 2020 tarihinde açıldı. İşin ihalesi 18 Mayıs 2016 tarihinde yapıldı. İhale yapıldığında toplam yatırım tutarı 4,5 milyar Türk Lirası olarak açıklandı (İhale günkü kurdan 1,5 milyar Dolar). İhaleyi Limak-Cengiz Ortak Girişimi kazandı. Kuzey Marmara Otoyolunun aynı gün ihalesi yapılan Avrupa Yakası'ndaki kesimini  ise Kolin-Kalyon Ortak Girişimi oldu.  
     Diğer KÖİ projelerinde olduğu gibi bu işlerde de gelir garantisi sağlandı.
     Bu yazıda Anadolu yakasındaki Kurtköy-Akyazı arasındaki kesimin gelir garantisini açıklayacağım.
     Gelin başlayalım.

Dünya Bankası KÖİ verilerinde Türkiye'yi yakından ilgilendiren büyük hata

     Son zamanlarda sosyal medyada, Dünya Bankası verileri kullanılarak, Dünya’nın ilk 10 büyük KÖİ ihalesi kazanan şirketinin beşinin Türk olduğu belirtiliyor.
     Doğrudur, paylaşılan bilgi Dünya Bankasına aittir (Top 10 sponsors by investment 1990-2020). Ancak, Banka bu hesaplamasında önemli bir hata yapmaktadır. Bu nedenle de hatalı bilgi sağlamaktadır. Veri hatalı olunca yorumlar da hatalı olmaktadır.
     Gelin bu hatayı birlikte düzeltelim.

Kanal İstanbul'un maliyetinin düşündürdükleri!

     Kanal İstanbul yine gündemde. Proje hakkında kamuoyu çok az şey biliyor. Özellikle de maliyet konusunda.
     Yetkililer değişik zamanlarda farklı maliyetler açıkladırlar. Çiğdem Toker ve İbrahim Kahveci sırasıyla şu ve şu yazılarında bu çelişkili açıklamaları yazdılar.
     Ulaştırma eski Bakanı ve son Başbakan Binali Yıldırım iki farklı tarihte maliyetin 5 ve 10 milyar dolar olacağını açıkladı.
     Altyapı Genel Müdürlüğünün bir sunuşunda maliyetin 20 milyar dolar olacağı belirtildi.
     Çevresel Etki Değerlendirme Raporunda (ÇEDR) ise Proje Bedeli yaklaşık 75 milyar TL olacak belirtildi. Rapor Aralık 2019’da açıklandı. Dolar kuru 2019 yılı ilk altı ayında ortalamada 6.25 TL’dir. Buna göre Kanalın maliyeti 12 milyar dolardır.
     Gelin biz de bir maliyet tahmini yapalım.

Avrupa Birliği'nden Hazine ve Maliye Bakanına ihale tavsiyeleri

     Geçen hafta sonu hızlı gelişmelere şahit olduk. Önce Merkez Bankası Başkanı görevden alındı ve yerine Naci Ağbal atandı. Beklenmedik ve alışılmadık biçimde Hazine ve Maliye Bakanı (HMB) Instagram üzerinden istifa etti. Yerine Lütfi Elvan atandı. Yeni Başkan ve Bakan kendi görevleriyle ilgili açıklamalar yaptı.
     Gelin Lütfi Elvan’ın Basın Açıklamasını beraber okuyalım

Asgari ücret(lin)in garip halleri

     Malum Asgari Ücret Tespit Komisyonu Aralık ayında toplanacak ve 2021 yılının asgari ücretini belirleyecek. Bakan Selçuk Plan ve Bütçe Komisyonundaki 2021 bütçesi görüşmelerinde “bu yıl asgari ücretin tüm tarafların uzlaşısı ile tespit edilmesini diliyorum" dedi.
     Asgari ücret 2020 yılı için brüt 2 bin 943 lira, net 2 bin 324 lira 70 kuruştur. TÜRK-İŞ’e göre Eylül-2020’de dört kişilik ailenin açlık sınırı 2.448 TL ve yoksulluk sınırı da 7.973 TL’dir. Bu durumda 2020 asgari ücreti açlık sınırının altında.
     Bunlar bilinenler. Gelin bizdeki uygulamalara bir de Avrupa Birliği politikaları ve uygulamaları çerçevesinde bakalım.

Monopolcü firmalar zarar eder mi? Firma kamu işletmesiyse, Evet.

     30 Ekim 2020 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanlığı “2019 yılı Kamu İşletmeleri Raporunu” yayımladı.
     Rapor’da Bakanlığın Hazine adına pay sahipliği görevini üstlendiği kamu işletmeleri ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı portföyünde yer alan kamu şirketlerinin bilgileri yer almaktadır.
     Bakanın sunuş metninde bu raporların “kamu kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde kullanılması, kurumsal yönetim anlayışının gelişmesi ve yerleşmesi ile hesap verebilirlik ve şeffaflığın artırılmasını teminen yayımlandığı” belirtilmektedir.
     Gelin bu raporu bir de şöyle okuyalım.

Mega projelerde sözleşme revizyonları

     Dünya Bankası verilerine göre Türkiye Kamu Özel İşbirliği  (KÖİ) projeleri açısından gelişen ülkeler içerisinde dünya birincisidir. Esasen sözleşme sayısına göre yedinci ve sözleşme büyüklüğüne göre de dördüncüdür. Sözleşme büyüklüğünü, sayısına bölerseniz ortalama sözleşme büyüklüğünü elde edersiniz. Bu veriye göre Türkiye birincidir.
     Peki bu iyi midir? Gelin bir bakalım.

Kurumların gürültülü sinyalleri

     Son dönemde kurumlarımız yasal sorumluluklarının aksine uygulamalar yapmaktadır. Şu yazımda Sayıştay raporlarında bir çelişkiyi ele aldım. Sayıştay denetçileri tespit ettikleri hukuka uygunsuz faaliyetleri hesap mahkemesine taşımamak için kuruşlandırmıyor/sayısallaştırmıyor. Ancak, bu eksik ve/veya hatalı konuları“Denetim Görüşünü Etkilemeyen Tespit ve Değerlendirmeler” başlığı altında rapor ediyor. Adeta kamu kurumlarını kamuoyuna şikâyet ediyor.
     Benzer bir durum Merkez Bankası için de geçerli. Ancak, bu şekilde davranan kurumlar piyasalara gürültülü sinyal veriyorlar. Bu da piyasa aktörleri için büyük bir belirsizlik yaratıyor.

     Gelin gürültülü sinyal mekanizması nasıl çalışıyor bir bakalım.

Genç Cumhuriyetin demiryolu politikası

     Cumhuriyetin ilk yıllarında demiryollarına verilen önem çerçevesinde “bir metre fazla şimendifer (demiryolu)” politikası uygulandı. Atatürk 1924 yılında yaptığı bir konuşmada ülke ekonomisi ve güvenliği açısından demiryollarına verdiği önemi şöyle ifade ediyordu: “memlekette her vasıta ile bir karış fazla şimendifer vücuda getirmek, fakat vaziyet ne olursa olsun bir gün geri kalmamak düsturu milletin hakiki ihtiyacına tamamen uygundur".
     Bu yazıda 1923 yılından itibaren dönemler itibariyle demiryolu yatırımlarını ele alacağım.

Mega projelerin garanti ödeneklerinin düşündürdükleri?

     2021 bütçesi açıklandı. Hükümet, bütçe uygulamasında fonksiyonel sınıflandırmadan vazgeçince; toplumda şehir hastanelerinde ve ulaştırma projelerinde verilen garantilerin izlenemeyeceğine ilişkin bir beklenti oluşmuştu. Ancak uygulama öyle olmadı. Özellikle şehir hastanelerinde ödeneklerin isimleri değiştirilse de garanti ödemelerine ilişkin bilgileri izlemek mümkün. 

   Bakın bütçedeki bu garanti ödeneklerini ben nasıl okudum.

Yönetişimin kalitesindeki düşüş

     Bu yazının kaleme alındığı saatlerde Merkez Bankasının faiz kararı bekleniyordu. Piyasa aktörleri 100-200 baz puan arasında bir artış bekliyor. Enflasyondaki artış karşısında faizlerin artırılması, tansiyonu yükselen hastaya verilen dil altı hapının yarattığı etkiye benzer bir sonuç doğurur. Faiz artışı kısa vadede kurlarda ve enflasyonda bir gerilemeye neden olur. Ancak kalıcı gerileme için, tansiyon hastalığının tedavisine benzer biçimde, ekonomi yönetiminin de sağlığına özen göstermesi ve ilaçlarını zamanında kullanması gerekir. Ayrıca, bu özen faiz kararı gibi bir anlık değil, sürekli ve sürdürülebilir olmalıdır.
     Faiz kararını teknik analizciler yeterince tartışıyor. Bu nedenle, bu yazıda faiz kararı yerine yapısal sorunları ele alacağım. Türkiye’nin bu sorunlarını Dünya Bankası’nın yönetişim göstergeleri üzerinden inceleyeceğim.